Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası Nasıl Açılır?

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası, satıcının tapuda devir yapmaktan kaçınması halinde alıcının mülkiyetin kendi adına geçirilmesini istemesi için başvurduğu en etkili hukuki yollardan biridir. Geçerli bir satış vaadi sözleşmesi bulunmasına rağmen satıcı taşınmazı devretmiyorsa, alıcı mahkemeden satıcının iradesi yerine geçecek bir karar verilmesini talep edebilir.

Gayrimenkul işlemleri yüksek ekonomik değer taşıdığı için, bu tür uyuşmazlıklarda yalnızca sözleşmenin varlığı değil; sözleşmenin şekli, satış bedelinin ödenip ödenmediği, taşınmazın mülkiyet durumu, şerh kaydı, zamanaşımı ve ihtiyati tedbir gibi birçok unsur birlikte değerlendirilir. Bu nedenle taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası, hem maddi hukuk hem de usul hukuku bakımından dikkatle yürütülmesi gereken teknik bir dava türüdür.

Bu yazıda, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanarak tapu iptal ve tescil davasının ne zaman açılabileceğini, dava şartlarını, görevli ve yetkili mahkemeyi, ispat yükünü, noter sözleşmesi ve ödeme şartının önemini, şerh kaydının etkisini, ihtiyati tedbir talebini ve davada en sık karşılaşılan ret sebeplerini Yargıtay kararları ışığında ele alıyoruz.

Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir?

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, taraflara doğrudan mülkiyet hakkı kazandıran bir işlem değildir. Bu sözleşme, taraflara ileride asıl satış sözleşmesinin tapuda yapılmasını isteme hakkı verir. Bu yönüyle satış vaadi sözleşmesi, mülkiyeti hemen geçiren bir tasarruf işlemi değil, borç doğuran bir ön sözleşmedir.

Satıcı, yani vaat borçlusu, sözleşmede kararlaştırılan şartlar gerçekleşmesine rağmen tapuya giderek mülkiyeti devretmekten kaçınırsa, alıcı mahkemeye başvurarak taşınmazın kendi adına tesciline karar verilmesini isteyebilir. Bu dava uygulamada tapu iptal ve tescil davası veya ferağa icbar davası olarak adlandırılır.

Mahkemenin davayı kabul etmesi halinde verilen karar, satıcının tapuda vermesi gereken irade beyanının yerine geçer. Böylece alıcı, satıcının ayrıca tapuda işlem yapmasına gerek kalmadan, mahkeme kararıyla mülkiyetin kendi adına tescilini sağlayabilir.

Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesine Dayalı Dava Hangi Şartlarda Açılır?

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davasının başarıya ulaşabilmesi için bazı temel şartların birlikte bulunması gerekir. Bu şartlardan biri eksikse, dava tescil yerine tazminat boyutuna kayabilir ya da tamamen reddedilebilir.

Geçerli Bir Satış Vaadi Sözleşmesi Bulunmalıdır

Davanın temel dayanağı, usulüne uygun şekilde yapılmış geçerli bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesidir. Bu sözleşmenin kanunun öngördüğü resmi şekle uygun olması gerekir. Noterde düzenleme şeklinde yapılmamış bir sözleşmeye dayanılarak taşınmazın tescili talep edilemez.

Borcun Muaccel Hale Gelmiş Olması Gerekir

Satıcının tapu devri borcunun istenebilir hale gelmesi gerekir. Sözleşmede belirlenen devir tarihi gelmişse veya devir için öngörülen şartlar gerçekleşmişse, alıcı artık satıcıdan tapu devrini talep edebilir. Bu aşamada satıcının haklı bir neden olmadan devri yapmaması, dava yolunu gündeme getirir.

İfa İmkanının Bulunması Şarttır

Dava açıldığı tarihte taşınmazın hukuken ve fiilen devredilebilir durumda olması gerekir. Taşınmazın kamulaştırılmış olması, satıcının dava tarihinde malik olmaması veya elbirliği mülkiyetinden kaynaklanan engellerin bulunması gibi durumlarda ifa imkanı tartışmalı hale gelir.

Alıcı Satış Bedelini Ödemiş veya Ödemeye Hazır Olmalıdır

Alıcının tapu iptal ve tescil talebinde bulunabilmesi için kendi edimini de yerine getirmiş olması gerekir. Başka bir deyişle, alıcı satış bedelini ödemiş olmalı veya varsa eksik kalan kısmı mahkemece verilen süre içinde depo etmeye hazır bulunmalıdır. Bu kural, birlikte ifa ilkesinin doğal sonucudur.

Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir. Dava, taşınmazın aynına yani doğrudan mülkiyet hakkına ilişkin olduğu için sulh hukuk veya tüketici mahkemesi gibi farklı mahkemeler değil, genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi görevli kabul edilir.

Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Çünkü taşınmazın mülkiyetine ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkisi esas alınır. Dava açılırken ayrıca taşınmazın güncel değeri üzerinden nispi harç yatırılması gerektiği de unutulmamalıdır.

Davada Nelerin İspatlanması Gerekir?

Bu davayı açan vaat alacaklısı, öncelikle geçerli bir satış vaadi sözleşmesine dayandığını ve sözleşmeden doğan kendi yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etmelidir. Uygulamada en önemli ispat konusu çoğu zaman satış bedelinin ödenip ödenmediğidir.

Sözleşme metninde bedelin peşin ve nakden alındığına dair açık bir ifade bulunuyorsa, bu kayıt ödeme bakımından güçlü bir ispat aracı olarak değerlendirilir. Buna karşılık ödeme sözleşme metninden açıkça anlaşılamıyorsa, banka dekontları, makbuzlar ve diğer yazılı deliller önem kazanır.

Zamanaşımı süresi bakımından da ispat meselesi önemlidir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı haklar genel olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak taşınmazın fiili kullanımının alıcıya bırakıldığı durumlarda, satıcının uzun süre sonra zamanaşımı itirazında bulunması dürüstlük kuralına aykırı görülebilir. Bu nedenle zilyetliğin alıcıya devredildiği iddiası tanık beyanları ve fiili kullanım olgularıyla desteklenmelidir.

Noter Sözleşmesi, Ödeme ve Şerh Kaydı Neden Önemlidir?

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında sonuca en fazla etki eden unsurlar noter sözleşmesinin şekli, satış bedelinin ödenmesi ve sözleşmenin tapuya şerh edilip edilmediğidir. Bu üç konu, davanın omurgasını oluşturur.

Noter Sözleşmesinin Düzenleme Şeklinde Yapılması

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin geçerli olabilmesi için noterde düzenleme şeklinde yapılması gerekir. Noterde yalnızca imza onayı yapılması veya tarafların kendi aralarında adi yazılı bir belge düzenlemesi, tapu iptal ve tescil talebi bakımından yeterli değildir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 08.07.2010 tarihli, E. 2010/6611, K. 2010/7988 sayılı kararında bu husus açıkça ortaya konulmuştur:

“Davada dayanılan 27.05.1997 günlü sözleşme, noterde onaylama şeklinde yapılmıştır. Oysa, Noterlik Kanunu’nun noterlerin yapacağı işleri düzenleyen 60. maddesinin 3. fıkrası ve taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin ‘düzenleme şeklinde yapılmasını’ zorunlu kılan 89. maddesi hükümleri uyarınca taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin noterde düzenleme şeklinde yapılması gerekir.”

Bu nedenle dava açmadan önce sözleşmenin yalnızca imza onaylı olup olmadığı değil, gerçekten noterde düzenleme şeklinde yapılıp yapılmadığı dikkatle incelenmelidir.

Satış Bedelinin Ödenmesi ve Depo Edilmesi

Alıcının tapu iptal ve tescil davasında başarılı olabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan satış bedelini ödediğini veya ödemeye hazır olduğunu göstermesi gerekir. Bedelin tamamen ödendiği sözleşmeden veya belgelerden anlaşılıyorsa bu şart bakımından önemli bir sorun yaşanmaz.

Bedelin bir kısmı ödenmemişse, mahkeme davayı doğrudan reddetmek yerine eksik kalan bedelin mahkeme veznesine depo edilmesi için süre verebilir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 27.02.2025 tarihli, E. 2024/2158, K. 2025/1128 sayılı kararında bu durum şu şekilde ifade edilmiştir:

“Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Ancak bedelden ödenmeyen bir kısım var ise, bu bedel, Türk Borçlar Kanunu’nun 97 nci maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.”

Bu nedenle alıcı, dava açmadan önce ödeme belgelerini düzenli şekilde hazırlamalı; eksik ödeme ihtimali varsa mahkemenin depo kararı verebileceğini dikkate almalıdır.

Tapuya Şerh Kaydının Koruyucu Etkisi

Satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilmesi, alıcının şahsi hakkını üçüncü kişilere karşı daha güçlü hale getirir. Geçerli bir sözleşme yapılmış olsa bile, bu sözleşme tapuya şerh edilmemişse satıcının taşınmazı başka bir kişiye devretmesi riski devam eder.

Tapuya konulan şerh, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hakkı 5 yıl boyunca güçlendirir ve taşınmazı sonradan devralacak üçüncü kişilere karşı koruma sağlar. Buna karşılık şerh yoksa ve taşınmaz üçüncü kişiye devredilmişse, alıcının davayı bu kişiye yöneltmesi ve onun kötüniyetli olduğunu ispatlaması gerekebilir. Bu ise uygulamada oldukça zor bir ispat yükü anlamına gelir.

Dava Açılırken İhtiyati Tedbir Talep Edilmeli mi?

Tapu iptal ve tescil davası açılırken mahkemeden taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir talep edilmesi büyük önem taşır. Çünkü dava devam ederken taşınmazın el değiştirmesi, süreci uzatabilir ve alıcının hakkını daha karmaşık bir hale getirebilir.

Tapu kaydına dava sırasında işlenen ihtiyati tedbir şerhi, taşınmazı sonradan devralacak kişilerin iyiniyet iddialarını zayıflatan güçlü bir koruma sağlar. Bu nedenle ihtiyati tedbir, özellikle satıcının taşınmazı devretme veya üçüncü kişilere kaçırma ihtimalinin bulunduğu durumlarda dava stratejisinin önemli bir parçasıdır.

Tapu İptal ve Tescil Davasında En Sık Karşılaşılan Ret Sebepleri

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davaları, güçlü bir hukuki dayanağa sahip olsa da her durumda kabul edilmez. Uygulamada bazı eksiklikler veya ifa engelleri davanın reddine yol açabilir.

Satıcının Dava Tarihinde Malik Olmaması

Satış vaadi sözleşmesi yapılırken satıcının tapuda malik olması her zaman zorunlu değildir. Ancak dava açıldığı tarihte taşınmazın satıcı adına kayıtlı olması gerekir. Satıcı dava tarihinde malik değilse, sözleşmenin ifa olanağından söz edilmesi mümkün olmayabilir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 27.09.2023 tarihli, E. 2022/3453, K. 2023/4195 sayılı kararında bu ilke şu şekilde açıklanmıştır:

“Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliğine vaat borçlusunun satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarihte tapuda malik olmaması etkili değildir. Ancak dava tarihinde kayden malik değil ise sözleşmenin ifa olanağından söz edilemez.”

Bu nedenle dava açmadan önce güncel tapu kaydı incelenmeli ve taşınmazın halen satıcı adına kayıtlı olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Elbirliği Mülkiyeti Nedeniyle İfa İmkansızlığı

Elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlarda tescil talepleri daha hassas değerlendirilir. Özellikle mirasçılar arasında henüz paylaşılmamış bir taşınmaz söz konusuysa ve mirasçılardan biri kendi payını ortaklık dışındaki bir kişiye satmayı vaat etmişse, ortaklık çözülmeden tescil kararı verilmesi mümkün olmayabilir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 18.09.2024 tarihli, E. 2024/2276, K. 2024/3904 sayılı kararında bu durum şu şekilde ifade edilmiştir:

“Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m.701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez.”

Bu nedenle taşınmazın paylı mülkiyet mi yoksa elbirliği mülkiyeti mi olduğunun dava öncesinde belirlenmesi gerekir.

Zamanaşımı Süresinin Dolması

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan haklar genel hükümlere göre 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre dolduktan sonra açılan davalarda, satıcının zamanaşımı itirazı davanın sonucunu etkileyebilir.

Ancak taşınmaz alıcıya fiilen teslim edilmiş ve alıcı taşınmazı kullanmaya başlamışsa, satıcının aradan uzun süre geçtikten sonra zamanaşımı itirazında bulunması dürüstlük kuralına aykırı değerlendirilebilir. Bu nedenle zamanaşımı değerlendirmesi yapılırken yalnızca sözleşme tarihi değil, taşınmazın teslim edilip edilmediği ve tarafların fiili davranışları da dikkate alınmalıdır.

Uygulamada Dava Süreci Nasıl İlerler?

Dava açıldığında mahkeme öncelikle geçerli bir noter senedinin bulunup bulunmadığını, satış bedelinin ödenip ödenmediğini ve taşınmazın tescile elverişli olup olmadığını inceler. Bu aşamada tapu kayıtları, sözleşme metni, ödeme belgeleri ve varsa şerh kayıtları davanın temel delillerini oluşturur.

Uygulamada hakim görüşe ve Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre usul ekonomisi gereği tek aşama teorisi benimsenir. Buna göre alıcı, önce satıcıyı satış sözleşmesi yapmaya zorlayan ayrı bir karar alıp ardından ayrıca tapuda yeni bir tescil süreci yürütmek zorunda değildir.

Mahkeme davanın kabulüne karar verdiğinde, bu karar satıcının irade beyanı ve tapudaki tescil işlemi yerine geçer. Karar kesinleştikten sonra alıcı, tapu müdürlüğünde başka bir taraf işlemine ihtiyaç duymadan taşınmazın kendi adına tescilini sağlayabilir.

Buna karşılık mahkeme tescilin imkansız olduğuna kanaat getirirse, alıcının kademeli yani terditli tazminat talebi gündeme gelebilir. Bu durumda uyuşmazlık, mülkiyetin devri yerine taşınmazın rayiç değeri dikkate alınarak hesaplanacak zararın tazmini boyutuna taşınabilir.

Sonuç

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası, satıcının tapu devrinden kaçınması halinde alıcının başvurabileceği en etkili hukuki yollardan biridir. Ancak bu davanın başarıyla sonuçlanması, yalnızca sözleşmenin varlığına değil, sözleşmenin geçerli şekilde yapılmasına, satış bedelinin ödenmesine, taşınmazın tescile elverişli olmasına ve gerekli koruyucu tedbirlerin zamanında alınmasına bağlıdır.

Özellikle noter sözleşmesinin düzenleme şeklinde yapılmış olması, eksik bedel varsa bunun mahkeme veznesine depo edilmesi, tapuya şerh verilmiş olup olmadığının değerlendirilmesi ve dava sırasında ihtiyati tedbir talep edilmesi hak kaybı yaşanmaması bakımından kritik öneme sahiptir.

Satıcının cayması, tapuya gelmemesi veya taşınmazı devretmekten kaçınması alıcı açısından sürecin sonu değildir. Doğru şartlar altında açılacak tapu iptal ve tescil davası, mülkiyetin mahkeme kararıyla alıcı adına tescil edilmesini sağlayabilir. Bununla birlikte her somut olayda ifa imkanı, mülkiyet yapısı, ödeme durumu ve zamanaşımı birlikte değerlendirilmelidir.

Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası nasıl açılır?
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası, taşınmazın bulunduğu yerdeki görevli ve yetkili mahkemede açılır. Davacı, noterde düzenleme şeklinde yapılmış geçerli bir satış vaadi sözleşmesine dayanarak, satıcının tapu devrinden kaçınması nedeniyle taşınmazın kendi adına tescilini talep eder.

Dava açılırken sözleşmenin geçerliliği, satış bedelinin ödenip ödenmediği, alıcının kendi edimini yerine getirip getirmediği ve taşınmazın devrine engel bir hukuki durum bulunup bulunmadığı özellikle değerlendirilir.
Tapu iptal ve tescil davası açmak için satış vaadi sözleşmesinin noterde yapılması şart mı?
Evet, şarttır. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanarak tapu iptal ve tescil davası açılabilmesi için sözleşmenin noterde düzenleme şeklinde yapılmış olması gerekir.

Noterde yalnızca imza onayı yapılmış belgeler veya tarafların kendi aralarında düzenlediği adi yazılı sözleşmeler, tapu iptal ve tescil davası bakımından kural olarak yeterli kabul edilmez. Bu tür belgelerde, şartları varsa mülkiyetin devri yerine ödenen bedelin iadesi ya da tazminat talepleri gündeme gelebilir.
Satış vaadi sözleşmesine rağmen satıcı tapuyu devretmezse ne olur?
Satıcı, geçerli bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesine rağmen tapuyu devretmezse alıcı, gerekli şartlar oluşmuşsa tapu iptal ve tescil davası açabilir.

Bu dava sonucunda mahkeme, satıcının tapudaki irade beyanı yerine geçecek şekilde karar verebilir. Kararın kesinleşmesiyle birlikte taşınmazın alıcı adına tescili mümkün hale gelir.

Eğer tescil hukuken mümkün değilse, somut olaya göre bedel iadesi, müsbet zarar, gecikme tazminatı veya diğer tazminat talepleri gündeme gelebilir.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davasında zamanaşımı kaç yıldır?
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan talepler genel olarak 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ancak zamanaşımı değerlendirmesi yapılırken yalnızca sözleşme tarihi değil, somut olayın özellikleri de dikkate alınmalıdır.

Özellikle taşınmaz alıcıya fiilen teslim edilmiş ve alıcı taşınmazı kullanmaya başlamışsa, satıcının uzun süre sonra zamanaşımı itirazında bulunması bazı durumlarda dürüstlük kuralına aykırı değerlendirilebilir.
Gebze’de taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası nerede açılır?
Gebze’de bulunan bir taşınmaz için taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davası, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. Taşınmaz Gebze sınırları içindeyse, yetki bakımından Gebze’deki mahkemeler gündeme gelir.

Bu davalarda sözleşmenin noterde düzenleme şeklinde yapılmış olması, satış bedelinin ödenmiş veya ödenmeye hazır olması ve taşınmazın devrine engel bir hukuki durum bulunmaması özellikle önemlidir.

UYARI

Bu yazı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olayın koşulları farklılık gösterebilir. Burada yer alan bilgiler, hukuki danışmanlık hizmeti niteliği taşımaz. Hak kaybı yaşamamak için uzman bir avukattan profesyonel destek almanız tavsiye edilir. Yazıdaki bilgilerde zaman içinde yasal değişiklikler meydana gelebileceğinden, güncelliği ayrıca kontrol edilmelidir. Yazımız hakkındaki soru ve görüşleriniz için iletişim sayfamızdaki kanallardan ya da sohbet butonundan bize ulaşabilirsiniz.

Yazar: Av. Sefa Çepoğlu

Kocaeli Barosuna kayıtlı olup Gebze’de faaliyet yürüten ve ağırlıklı olarak iş hukuku, aile hukuku, miras hukuk ve gayrimenkul hukuku alanlarında çalışan avukat. SMK Hukuk Bürosunun kurucusu olarak şeffaf ve sonuç odaklı hukuki destek sağlamaktadır.

Scroll to Top