Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak konuşulan düzenleme artık taslak olmaktan çıktı. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, 5 Ağustos 2026’da yaklaşık 360 milletvekilinin imzasıyla TBMM Başkanlığına sunuldu (Cumhuriyet, 05.08.2026). Teklif 12 maddeden oluşuyor ve Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi bekleniyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek daha önce, “Genel affa ilişkin şu an bir düzenleme, bir çalışma yok. Ama şu anki bu pakette sadece PKK mensuplarına ilişkin bir düzenleme var” demişti (Cumhuriyet, 25.07.2026). Teklif metni bu beyanı doğruluyor: düzenleme teknik anlamda bir af değil ve kapsamı tek bir örgütle sınırlı.
Bu yazıda teklifi siyasi tercih tartışmasına girmeden, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi ve AİHS’in 14. maddesindeki ayrımcılık yasağı açısından inceliyoruz.
Not: Aşağıdaki değerlendirme, teklifin sunulan hâli ve TBMM grup başkanlığınca yayımlanan bilgi notu esas alınarak yapılmıştır. Teklif henüz yasalaşmamıştır; komisyon ve Genel Kurul aşamasında madde metinleri değişebilir.
📑 İçindekiler
- Kısa cevap: Bu bir af değil, “erteleme”
- Yasa kimleri kapsıyor?
- Kimleri kapsamıyor?
- “Af değil” demek anayasal denetimden kurtarır mı?
- Anayasa m.10: Eşitlik hangi noktada devreye girer?
- Anayasa Mahkemesi ne demişti? İki temel karar
- AİHS m.14 boyutu: Gerger’den Clift’e
- Teklifin eşitlik dışındaki anayasal soru işaretleri
- Devletin savunabileceği argümanlar — ve sınırları
- Anayasaya uygun yol: aslında tek cümlelik bir düzeltme
- Kapsam dışında kalan hükümlü ne yapabilir?
- Değerlendirme
- Af Çerçeve Yasası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Kısa cevap: Bu bir af değil, “erteleme”
En çok sorulan soru bu, o yüzden baştan netleştirelim. Teklif genel af da özel af da içermiyor. Öngörülen mekanizma erteleme:
- Soruşturma ve kovuşturmanın ertelenmesi (m.3): Üst sınırı 15 yıl veya daha az ceza gerektiren suçlarda 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ya da müebbet/ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda 10 yıl süreyle. Erteleme kararını soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme veriyor.
- Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi (m.6): Aynı süreler, infaz hâkimi kararıyla.
- Sonuç: Süre terör suçu işlenmeksizin geçirilirse, soruşturma bakımından kovuşturmaya yer olmadığı ya da düşme kararı veriliyor; hükümlü bakımından ceza infaz edilmiş sayılıyor. Süre içinde terör suçu işlenirse erteleme kaldırılıp süreç kaldığı yerden devam ediyor.
Erteleme süresince dava ve ceza zamanaşımı işlemiyor. Erteleme kararlarına itiraz yolu açık; verilen kararlar özel bir sisteme kaydediliyor ve bu kayıtlar yalnızca yükümlülüğe uyulup uyulmadığının tespitinde kullanılabiliyor (m.5). Ayrıca erteleme kapsamındaki suçlardan verilmiş tutuklama ve adli kontrol kararlarının kaldırılması öngörülüyor (m.4).
Af ile aradaki fark önemli: Af, cezayı ve çoğu zaman suçu bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırır. Erteleme ise sonucu kişinin gelecekteki davranışına bağlar. Bu yönüyle düzenleme, klasik af tanımından uzaklaşıp koşullu bir yapıya yaklaşıyor.
Yasa kimleri kapsıyor?
Teklifin 2. maddesi kapsamı tereddüde yer bırakmayacak biçimde çiziyor: “Kanun, sadece PKK/KCK terör örgütünü ve bununla bağlantılı her türlü oluşumu kapsamaktadır.”
Kapsama giren suçlar, bu örgütün faaliyeti çerçevesinde veya lehine işlenmiş olmak kaydıyla örgüt kurma veya yönetme, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve terörizmin finansmanı suçları olarak belirtiliyor.
İki önemli şart var:
- MGK kararı şartı (m.1): Kanun yürürlüğe girer girmez otomatik olarak erteleme kararı verilmiyor. PKK/KCK’nın ve bağlantılı oluşumların fiili varlığına son verdiğinin ve silah ile mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti, bunun teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması gerekiyor. Bu koşul gerçekleşmezse hiçbir hüküm uygulanamıyor.
- Başvuru şartı (m.9): Yargı mercileri re’sen erteleme kararı veremiyor. İlgilinin, MGK kararının yayımlanmasından itibaren 6 ay içinde Cumhuriyet başsavcılığına ya da görevli kuruma yazılı olarak başvurması gerekiyor. Başvurmayanların yargılama ve infaz süreçleri aynen devam ediyor.
Kimleri kapsamıyor?
Teklif dört ayrı kategoriyi açıkça dışarıda bırakıyor:
- Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu.
- 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ya da bu tarihten önce işlenmiş olup verilmiş müebbet/ağırlaştırılmış müebbet cezaları.
- Örgüt mensuplarının şahsi suçları.
- “Diğer terör örgütleri ve adli suçlar.”
Dördüncü kalem bu yazının konusu. İlk üç ölçüt suçun ağırlığına ve niteliğine dayanıyor; dördüncüsü ise örgütün kimliğine. Anayasal sorun tam olarak buradan doğuyor.
“Af değil” demek anayasal denetimden kurtarır mı?
Kısa cevap: hayır. Türk anayasa yargısında yerleşik yaklaşım şudur: bir düzenlemenin başlığı hukuki niteliğini belirlemez.
Bunun en açık örneği “Rahşan affı” olarak bilinen 4616 sayılı Kanun’dur. Kanunun adı “Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun” olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi düzenlemenin özüne bakarak, iyi hâl aranmaksızın sonuç doğuran indirimin “şartlı salıverilme olmayıp kendine özgü bir müessese” olduğunu ve belirli yönleriyle “toplu özel af niteliğinde” bulunduğunu saptamıştır (AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18.07.2001).
Aynı yaklaşım 1991 tarihli kararda da görülür: Terörle Mücadele Kanunu’nun geçici maddeleri “şartla salıverilme” başlığı taşımasına rağmen Mahkeme, iyi hâl şartının aranmamasının düzenlemeye “bir yönüyle şartlı af görünümü” verdiğini belirtmiştir (AYM, E.1991/19, K.1991/24, 19.07.1991).
360 imza neyi gösteriyor?
Burada dikkat çekici bir ayrıntı var. Anayasa’nın 87. maddesine göre genel ve özel af ilanı, TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla — yani 360 oyla — karar verilebilecek bir yetkidir (Anayasa tam metni).
Bir kanun teklifinin verilmesi için tek bir milletvekilinin imzası yeterlidir. Teklifin tam da 360 imzayla sunulmuş olması hukuken zorunlu değildi; bu, siyasi bir tercihtir. Ancak sonuç itibarıyla, düzenlemenin ileride “özü itibarıyla aftır, nitelikli çoğunlukla kabul edilmeliydi” biçiminde eleştirilmesinin önünü büyük ölçüde kesen bir konumlanmadır.
Not olarak: 2001 değişikliğiyle 87. maddeye eklenen “Anayasa’nın 14. maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenler hariç olmak üzere” ibaresi, 2017 tarihli 6771 sayılı Kanunla madde yeniden yazılırken metinden çıkarılmıştır. Yani terör suçlarından hüküm giyenler bakımından mutlak bir af yasağı bugün mevcut değildir.
Anayasa m.10: Eşitlik hangi noktada devreye girer?
Anayasa’nın 10. maddesi şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.”
Anayasa Mahkemesi’nin ölçütü nettir: Eşitlik mutlak değildir, haklı nedenin bulunması hâlinde farklı uygulamalara olanak verir. Ancak “aynı durumda olanlar için ayrı düzenleme Anayasa’ya aykırılık oluşturur” (AYM, E.1991/19, K.1991/24).
Karşılaştırma ölçütü: aynı madde, aynı ceza, aynı infaz
Silahlı terör örgütü üyeliği, örgütün adına bakılmaksızın Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesinde düzenlenir; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca ceza artırılır ve aynı Kanunun 17. maddesindeki ağırlaştırılmış koşullu salıverilme rejimi uygulanır (TMK metni).
Yani PKK/KCK üyeliğinden hüküm giyen bir kişi ile başka bir silahlı terör örgütü üyeliğinden hüküm giyen bir kişi;
- aynı kanun maddesinden yargılanır,
- aynı ceza aralığına tabidir,
- aynı infaz rejimine tabidir,
- hukuk düzeni bakımından aynı hukuki yararı ihlal etmiş sayılır.
Bu tabloda iki hükümlünün “farklı hukuki durumda” olduğunu söyleyebilmek kolay değildir. Aradaki tek fark, üyesi olunan örgütün adıdır.
“Suç türü” ayrımı ile “kişi grubu” ayrımı arasındaki fark
Ceza siyasetinde kanun koyucunun geniş takdir alanı olduğu tartışmasızdır. Anayasa Mahkemesi bunu açıkça kabul eder; ancak “bu takdir hakkı Anayasa ve evrensel hukuk kurallarıyla sınırlıdır” (AYM, E.2001/4, K.2001/332).
Kritik ayrım şudur:
| Ayrım ölçütü | Teklifte karşılığı | Anayasal değerlendirme |
|---|---|---|
| Suçun ağırlığına göre | Kasten öldürme, 1/6/2005 öncesi ağır suçlar hariç | Kural olarak meşru |
| Failin davranışına göre | Silah teslimi, 6 ay içinde başvuru, terör suçu işlememe | Kural olarak meşru |
| Örgütün kimliğine göre | “Sadece PKK/KCK”, “diğer terör örgütleri kapsamda değil” | Sorunlu |
Üçüncü satır, düzenlemeyi “suç tipine göre ayrım” alanından çıkarıp “kişi gruplarına göre ayrım” alanına taşır. Anayasa m.10/1’de açıkça sayılan “siyasî düşünce” ölçütüne ve m.10/2’deki “zümreye imtiyaz tanınamaz” yasağına temas eder.
Anayasa Mahkemesi ne demişti? İki temel karar
1991: Suç türüne göre ayrım iptal edildi
Terörle Mücadele Kanunu’nun geçici 4. maddesi, bazı suçları işleyenler bakımından koşullu salıverilme için çekilmesi gereken süreyi ağırlaştırmıştı. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etti:
“Cezanın infazı, işlenen suçun türüne bağlı olmaksızın, suçlunun topluma uyum sağlamasını ve topluma yeniden kazandırılmasını amaçlar… Aynı miktar cezayı alan iki hükümlüden birinin, sırf suçunun türü nedeniyle daha uzun süre ceza çektikten sonra şartla salıverilmesi, cezaların farklı çektirilmesi sonucunu doğurur ve bu iki mahkûm arasında eşitsizliğe neden olur.”
Mahkeme, “infaz yönünden eşit ve aynı durumda bulunan mahkûmlar arasında” ayrı uygulamanın eşitlik ilkesine uygun düşmediğini ve “bu ayrılığın haklı bir nedeni de bulunmadığını” belirtmiştir (AYM, E.1991/19, K.1991/24, 19.07.1991).
Bu karar incelediğimiz mesele bakımından evleviyetle geçerlidir. 1991’de iptal edilen ayrım farklı suç türleri arasındaydı. Teklifte tartışılan ayrım ise aynı suç türü içinde, örgütün adına göre yapılıyor.
2001: Erteleme mekanizmasının bizzat kendisi iptal edilmişti
Bu nokta teklif bakımından hayati önemde. 4616 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 4. bendi, tam da bugünkü teklifte olduğu gibi “davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi” öngörüyordu. Anayasa Mahkemesi bu bendi iptal etti.
Gerekçe, mekanizmanın kendisine yönelikti: Erteleme, hakkında yeterli delil bulunmayanlar ya da beraat edebilecek durumda olanlar bakımından aleyhe sonuç doğuruyordu. Mahkeme’nin ifadesiyle, yanlışlıkla hakkında dava açılmış kişilerin “gerçeği savunup aklanabilecekleri söz konusu olabilecekken dava ertelenmesiyle bu hakları ellerinden alınmış” oluyordu. Bu durum Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 36. ve 38. maddeleriyle bağdaşmıyordu. Mahkeme ayrıca zamanaşımı bakımından davası ertelenenler ile ertelenmeyenler arasında farklı durumlar yaratılacağını belirterek kuralı 10. maddeye de aykırı bulmuştur.
Ancak buradaki kritik farkı dürüstçe belirtmek gerekir. 4616 sayılı Kanun’da erteleme re’sen uygulanıyor, kişiye reddetme hakkı tanınmıyordu; Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesinin merkezinde de bu vardı. Bugünkü teklifin 9. maddesi ise erteleme kararının re’sen verilemeyeceğini, ilgilinin 6 ay içinde yazılı başvurusunun şart olduğunu açıkça düzenliyor. Başvurmayanın yargılaması aynen sürüyor.
Bu düzenleme, 2001 kararındaki “aklanma hakkının elinden alınması” sakatlığını büyük ölçüde gidermektedir. Yargılanıp beraat etmeyi tercih eden kişi başvurmayarak bu hakkını koruyabilir. Dolayısıyla 4616 kararının erteleme mekanizmasına yönelik eleştirisi, teklifin bu hâline aynen taşınamaz. Kanun koyucu bu içtihadı gözetmiş görünmektedir.
Buna karşılık 2001 kararının eşitlik denetimi yöntemi aynen geçerlidir. Anayasa Mahkemesi 4616’da kapsam dışı bırakılan suçları tek tek incelemiş; korunan hukuki yarar ve ağırlık bakımından benzer suçlar kapsama alınmışken dışarıda bırakılanları (TCK m.240, m.298, m.188 ve 191) iptal etmiş, nesnel dayanağı gösterilebilenleri (TCK m.243 işkence, m.264, m.313) ise yerinde bulmuştur.
Bu yöntem teklife uygulandığında: İki silahlı terör örgütü üyeliği suçu aynı hukuki yararı (devletin güvenliği ve anayasal düzen) ihlal eder ve aynı ağırlık bandındadır. Anayasa Mahkemesi’nin kendi metodolojisiyle bu ikisini ayıracak nesnel bir ölçüt üretmek güç görünmektedir.
AİHS m.14 boyutu: Gerger’den Clift’e
AİHS’in 14. maddesi bağımsız bir hak değildir; başka bir Sözleşme hakkının “kapsam alanına” giren bir konuda ayrımcılık yapıldığında devreye girer. Teklifin infazın ertelenmesine ilişkin 6. maddesi doğrudan kişi hürriyetini etkilediğinden, 5. maddenin kapsam alanına girmektedir.
Gerger/Türkiye: Ayrım suç türleri arasındaysa sorun yok
AİHM Büyük Dairesi, Terörle Mücadele Kanunu uyarınca mahkûm edilenlerin koşullu salıverilmede dezavantajlı konuma düşürülmesini incelemiş; 5/1(a) maddesinin koşullu salıverilme hakkı güvence altına almadığını, ancak “belirlenen ceza politikasının bireyleri ayrımcı bir şekilde etkilemesi hâlinde 14. madde ile birlikte bir sorunun ortaya çıkabileceğini” belirtmiştir.
İhlal bulunmadı — ve gerekçe kilit önemdedir. Mahkeme, düzenlemede “farklı insan grupları arasında değil de farklı suç türleri arasında ayrım yapıldığı” sonucuna varmıştı (Gerger/Türkiye BD], 24919/94, 08.07.1999, § 69 — [Türkçe çeviri).
Bu gerekçe aksinden okunduğunda çok şey söyler: Ayrım suç türleri arasında değil de insan grupları arasında yapılıyorsa, 14. madde devreye girer.
Clift/Birleşik Krallık: İstisna dar yorumlanır
AİHM 2010 tarihli Clift kararında Gerger’e doğrudan atıf yaparak sınırı çizdi. Gerger yaklaşımının izlendiği davaların tamamının Türkiye’deki terör suçlarına özgü hükümlere ilişkin olduğunu belirttikten sonra şu cümleyi kurdu:
“Gerger, ihtilaflı bir farklı muamelenin kişi grupları arasında yapılmış olarak nitelendirilmesinin uygun olmayacağı durumların bulunabileceğini açıklığa kavuşturmuş olmakla birlikte, Sözleşme’nin 14. maddesinin sağladığı korumaya getirilecek her istisna dar yorumlanmalıdır.“
Mahkeme ayrıca “diğer statü” kavramının doğuştan gelen ya da kişiliğe içkin bir özellik gerektirmediğini ortaya koydu ve erken salıverilme alanında “farklı muamelelerin dikkatli biçimde denetlenmesi gerektiğini” vurguladı. Sonuçta 14. madde ile 5. maddenin birlikte ihlal edildiğine karar verildi (Clift/Birleşik Krallık, 7205/07, 13.07.2010, §§ 56-63, 79).
Örgüt üyeliği, AİHS m.14’te açıkça sayılan “siyasal ya da başka görüşler” ölçütüne temas eder. Bu tür ölçütlerde devletin takdir marjı daralır ve ayrımı haklı kılmak için “çok ağırlıklı sebepler” aranır.
12 No’lu Protokol Türkiye bakımından kullanılamaz
Genel ayrımcılık yasağını düzenleyen 12 No’lu Ek Protokol bağlantılı hak şartı aramaz. Ancak Türkiye bu Protokolü 18 Nisan 2001’de imzalamış, onaylamamıştır. Dolayısıyla tek yol, 14. maddenin bağlantılı bir hakla (burada m.5) birlikte ileri sürülmesidir.
Teklifin eşitlik dışındaki anayasal soru işaretleri
Eşitlik tartışması teklifin tek hukuki sorunu değil. Metinde en az üç nokta daha tartışmaya açıktır.
Soruşturma başlatılmasının Kurul iznine bağlanması
Teklifin 3. maddesine göre, MGK kararının yayımlanmasından önce işlenmiş olup kanun kapsamına giren suçlardan dolayı karardan sonra soruşturma başlatılması, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında oluşturulacak Kurulun iznine bağlanmaktadır.
Bu, ceza soruşturmasının başlatılmasını yürütme organı içinde oluşturulmuş siyasi nitelikli bir kurulun takdirine bırakmaktadır. Anayasa’nın 9. maddesi yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağını, 138. maddesi hiçbir organ ve makamın yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir ve talimat veremeyeceğini öngörür. Ayrıca ceza muhakemesinde kamu davasının mecburiliği ilkesi bakımından da ciddi bir istisna oluşturur.
Yürürlüğün MGK kararına bağlanması
Kanunun uygulanabilirliği, güvenlik kurumlarının tespiti ve MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanması şartına bağlanmıştır (m.1). Bir kanunun hüküm doğurmasının, içeriği ve zamanı önceden belirli olmayan bir idari-siyasi karara bağlanması, yasama yetkisinin devredilmezliği (AY m.7) ve belirlilik ilkeleri bakımından tartışmalıdır.
Sorumsuzluk hükmü
Teklifin 10. maddesi, kanunun amacı ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağını öngörmektedir. Kapsamı sınırlanmamış genel sorumsuzluk klozları, hak arama hürriyeti (AY m.36) ve idarenin sorumluluğu (AY m.40, m.125) bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Devletin savunabileceği argümanlar — ve sınırları
Ciddi bir değerlendirme, karşı tarafın en güçlü argümanlarını da tartmak zorundadır.
“Silah bırakan örgütle bırakmayan aynı durumda değildir”
Savunmanın en güçlü noktası budur ve hukuken anlamlıdır. Silahlı faaliyetine son verip kendini fesheden bir yapı ile faaliyetini sürdüren bir yapı, ceza siyaseti bakımından gerçekten farklı olgusal durumlardır. Teklif de zaten sonucu bu olguya bağlamaktadır.
Ancak bu argüman, düzenlemenin yazım tekniğini kurtarmaz. Çünkü haklı neden örgütün adı değil, fiilen gerçekleşen davranıştır — ve teklif bu davranışı 1. maddede zaten tanımlamıştır: fiili varlığa son verme, silah ve mühimmatı teslim etme, bunun MGK kararıyla teyidi.
“Örgütlerin ağırlığı ve eylemleri farklıdır”
Bu da doğrudur. Ancak ağırlık farkı hukuk tekniğinde suç kategorileri ve ağırlık eşikleri üzerinden ifade edilir. Nitekim teklifin kendisi bunu yapmaktadır: kasten öldürme dışarıda, 1/6/2005 öncesi ağır suçlar dışarıda, şahsi suçlar dışarıda.
Kanun koyucu ağırlık temelli süzgeci kurabildiğini bizzat göstermiştir. Buna ek olarak bir de kimlik temelli süzgeç kullanması, ilkinin yetersiz kaldığını değil, ikincisinin gereksiz olduğunu düşündürür.
Mağdur hakları: madalyonun diğer yüzü
AİHM içtihadına göre devletin yaşam hakkı (m.2) ve işkence yasağı (m.3) kapsamındaki ağır ihlallerde etkili soruşturma ve cezalandırma yükümlülüğü vardır; bu tür fiillere ilişkin af uygulamaları Sözleşme ile ciddi gerilim doğurur (bkz. AİHM Büyük Daire, Marguš/Hırvatistan, 4455/10, 27.05.2014; kararın Anayasa Mahkemesi tarafından çevrilen Türkçe özeti de yayımlanmıştır).
Teklifin kasten öldürme suçunu ve 1/6/2005 öncesi müebbet gerektiren ağır suçları kapsam dışında bırakması, bu yükümlülük bakımından önemli bir güvence oluşturmaktadır. Metnin bu yönü, uluslararası hukuk açısından en savunulabilir tarafıdır.
Bu nokta aynı zamanda şunu gösterir: eşitlik argümanı otomatik olarak “herkese af” anlamına gelmez. Anayasaya uygun çözüm kapsamı sınırsız genişletmek değil, sınırı nesnel ölçütlerle çizmektir.
Anayasaya uygun yol: aslında tek cümlelik bir düzeltme
Türkiye’nin kendi yasama geleneği bu meselenin nasıl çözüleceğini zaten göstermiştir.
4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’nun 1. maddesi amacını “siyasî ve ideolojik amaçla suç işlemek için kurulmuş terör örgütleri mensuplarının topluma yeniden kazandırılması” olarak tanımlar (kanun metni). Metinde hiçbir örgütün adı geçmez. Aynı şekilde TCK m.221‘deki etkin pişmanlık hükmü de örgüt adı içermez; ölçüt tamamen failin davranışıdır (kanun metni).
Teklif bakımından çözüm şaşırtıcı biçimde basittir. 2. maddedeki “sadece PKK/KCK terör örgütünü ve bununla bağlantılı her türlü oluşumu kapsamaktadır” ifadesi yerine, 1. maddede zaten tanımlanmış olan koşula atıf yapılması yeterlidir:
“…fiili varlığına son verdiği ve kontrolü altındaki silah ve mühimmatı teslim ettiği güvenlik kurumlarınca tespit edilen ve bu tespit Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanan terör örgütü…”
Bu formülasyon:
- Genel ve soyuttur — hiçbir örgütün adını içermez.
- Pratik sonucu bugün için aynıdır — koşulu sağlayan tek yapı PKK/KCK olduğundan, kapsam fiilen değişmez.
- Ağırlık süzgeçleri korunur — kasten öldürme ve 1/6/2005 öncesi ağır suçlar dışarıda kalmaya devam eder.
- Anayasal riski büyük ölçüde ortadan kaldırır — ayrım artık kimliğe değil, doğrulanabilir bir davranışa dayanır.
Kısacası, siyasi hedeften hiçbir şey feda etmeden eşitlik itirazının zemini boşaltılabilir.
Kapsam dışında kalan hükümlü ne yapabilir?
Teklif mevcut hâliyle yasalaşırsa, kapsam dışında kalan bir hükümlünün önünde şu yollar bulunur:
- İnfaz hâkimliğine başvuru: Kanunun kendisine de uygulanması talebiyle başvuru, reddi hâlinde ağır ceza mahkemesine itiraz.
- Somut norm denetimi (AY m.152): Başvuruyu inceleyen mahkeme, kuralı Anayasa’ya aykırı görürse veya taraf iddiasını ciddi bulursa Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla başvurabilir. 1991 tarihli karar tam olarak bu yolla verilmiştir.
- Bireysel başvuru: Olağan kanun yolları tüketildikten sonra, ayrımcılık yasağının bağlantılı hakla (kişi hürriyeti ve güvenliği) birlikte ileri sürülmesi.
- AİHM başvurusu: İç hukuk yolları tüketildikten sonra 6 ay içinde, AİHS m.14 + m.5/1(a) birlikte.
Ayrıca kanun yayımlandıktan sonra 60 gün içinde, Cumhurbaşkanı veya TBMM üye tamsayısının beşte biri tarafından soyut norm denetimi (AY m.150) yoluyla doğrudan iptal davası açılması mümkündür.
Değerlendirme
Teklif, hukuk tekniği bakımından beklenenden özenli hazırlanmış görünüyor. Erteleme kararının re’sen verilememesi ve kişinin başvurusuna bağlanması, Anayasa Mahkemesi’nin 4616 sayılı Kanun’a ilişkin iptal gerekçesini büyük ölçüde karşılıyor. Kasten öldürme suçunun ve 1/6/2005 öncesi ağır suçların dışarıda bırakılması ise mağdur hakları ve uluslararası yükümlülükler bakımından güçlü bir savunma sağlıyor.
Buna karşılık 2. maddedeki kimlik temelli sınırlama, gereksiz bir anayasal risk oluşturuyor. Aynı sonuca, 1. maddede zaten tanımlanmış koşula atıf yapılarak, hiçbir örgütün adı yazılmadan ulaşmak mümkün.
Anayasa Mahkemesi’nin 1991 ve 2001 kararları, af ve erteleme düzenlemelerinde kapsam dışı bırakmaların denetlenebilir olduğunu ve nesnel haklı nedene dayanmadığında iptal edildiğini gösteriyor. AİHM’in Gerger–Clift çizgisi ise ayrımın “suç türleri” yerine “kişi grupları” arasında yapılması hâlinde 14. maddenin devreye gireceğini ortaya koyuyor.
Teklif komisyon ve Genel Kurul aşamalarından geçerken bu yazı güncellenecektir.
Terör suçlarından hükümlülük, infaz hesabı, erteleme başvurusu veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru süreçlerinde hukuki destek için SMK Hukuk Bürosu (Gebze/Kocaeli) ile iletişime geçebilirsiniz.
İlgili yazılarımız:
- HAGB Değişti: Denetim Süresi, İstinaf ve Yeni Kurallar
- Yasal Faiz Değişti: 12. Yargı Paketiyle Faizde Yeni Dönem
- Kamulaştırma Süreci ve Sonrası: Anayasal Temel, Özel Türler ve Mülkiyet Güvencesi
Af Çerçeve Yasası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Bu düzenleme af mı?
Yasa yürürlüğe girince herkes hemen tahliye mi olacak?
Kasten adam öldürenler yararlanabilecek mi?
Diğer terör örgütü üyeleri neden kapsamda değil?
Kanun koyucunun bu konuda takdir yetkisi yok mu?
UYARI
Bu yazı, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, ceza hukuku kapsamındaki infaz, af ve erteleme düzenlemelerinin Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi ve AİHS m.14 kapsamındaki ayrımcılık yasağı yönünden hukuki değerlendirmesini içermektedir. Değerlendirme teklifin 5 Ağustos 2026’da TBMM’ye sunulan hâli esas alınarak yapılmıştır. Her somut olayın koşulları farklılık gösterebilir. Burada yer alan bilgiler, hukuki danışmanlık hizmeti niteliği taşımaz. Hak kaybı yaşamamak için uzman bir avukattan profesyonel destek almanız tavsiye edilir. Yazıdaki bilgilerde zaman içinde yasal değişiklikler meydana gelebileceğinden, güncelliği ayrıca kontrol edilmelidir. Yazımız hakkındaki soru ve görüşleriniz için iletişim sayfamızdaki kanallardan ya da sohbet butonundan bize ulaşabilirsiniz.


