Maktu aylıklı işçide işveren, rapor süresinde yalnızca SGK’nın fiilen ödediği geçici iş göremezlik ödeneğini aylık ücretten mahsup edebilir. Adi hastalık raporunun ilk iki gününde SGK ödeme yapmadığı için mahsup edilecek tutar da yoktur; bu iki günün ücreti aylığın içinde işçide kalır. Üçüncü gün ve sonrasında ise işveren, aylık ücret ile SGK ödeneği arasındaki farkı ödemekle yükümlüdür.
📑 İçindekiler
- İstirahat Raporu Süresinde Ücret Hakkı Neden Tartışılıyor?
- Geçici İş Göremezlik Ödeneği ile İşçinin Ücret Alacağı Aynı Şey Değildir
- 5510 Sayılı Kanun m. 18’e Göre SGK Ödeneği Ne Zaman Başlar?
- 4857 Sayılı İş Kanunu m. 48/2 Maktu Aylıklı İşçi İçin Ne Anlama Gelir?
- Maktu Aylıklı İşçide Raporun İlk İki Günü Ücret Kesintisine Konu Edilebilir mi?
- Gündelik, Saatlik ve Akort Ücretli İşçilerde Durum Neden Farklıdır?
- Rapor Süresinde Ücret ve SGK Ödeneği İlişkisi
- Yargıtay Kararlarına Göre Maktu Aylıklı İşçinin Rapor Ücreti
- İçtihatlarda Çelişki Var mı?
- Maktu Ücret Nasıl İspatlanır?
- Uyuşmazlıkta Hangi Belgeler Önemlidir?
- Sonuç: Maktu Aylıklı İşçi Raporun İlk İki Günü Ücret Alabilir mi?
- Maktu Aylıklı İşçinin Rapor Ücreti Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
İstirahat Raporu Süresinde Ücret Hakkı Neden Tartışılıyor?
İşçinin hastalık nedeniyle istirahat raporu alması hâlinde, çalışılmayan günlere ilişkin ücretin kim tarafından ve hangi ölçüde ödeneceği uygulamada sıkça tartışılır. Bu tartışma özellikle iki noktada yoğunlaşır: SGK’nın geçici iş göremezlik ödeneğini hangi günden itibaren ödediği ve işverenin rapor süresindeki ücret yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı.
En çok karşılaşılan soru, işverenin raporun ilk iki gününe ait ücreti ödemek zorunda olup olmadığıdır. Bu soruya doğru cevap verebilmek için işçinin ücret sisteminin maktu, yani aylık ücret olup olmadığına bakmak gerekir. Çünkü maktu aylıklı işçi ile gündelik, saatlik veya akort ücretli işçi aynı hukuki konumda değildir.
Bu nedenle rapor ücreti değerlendirilirken yalnızca SGK ödeneğinin başlangıç günü dikkate alınmamalı; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 48/2. maddesindeki mahsup kuralı ve Yargıtay’ın yerleşik içtihadı birlikte değerlendirilmelidir.
Geçici İş Göremezlik Ödeneği ile İşçinin Ücret Alacağı Aynı Şey Değildir
Geçici iş göremezlik ödeneği, sigortalının hastalık, iş kazası, meslek hastalığı veya analık nedeniyle geçici olarak çalışamadığı dönemde uğradığı kazanç kaybının bir bölümünü karşılamak üzere SGK tarafından ödenen bir sosyal sigorta edimidir. İşçinin işverene karşı sahip olduğu ücret alacağı ise iş sözleşmesinden doğar. Bu nedenle iki ödeme kalemi aynı döneme ilişkin olsa bile hukuki kaynakları farklıdır.
Aynı dönemde hem işveren tarafından tam ücret ödenmesi hem de SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi, işçinin mükerrer biçimde yararlanması sonucunu doğurabilir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 48/2. maddesinde yer alan mahsup kuralı bu mükerrerliği önlemeye yöneliktir. Bununla birlikte kural yalnızca işverenin SGK tarafından fiilen ödenen tutarı aylık ücretten düşebilmesini sağlar; işverenin bu tutarın üzerinde kesinti yapmasına imkân vermez.
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı da bu dengeye dayanır. Düzenleme bir yandan maktu aylıklı işçinin aylık gelir seviyesini korur, diğer yandan aynı dönem için iki ayrı ödeme alınmasından kaynaklanabilecek mükerrer yararlanmayı önler.
5510 Sayılı Kanun m. 18’e Göre SGK Ödeneği Ne Zaman Başlar?
5510 sayılı Kanun’un 18. maddesi, geçici iş göremezlik ödeneğinin hangi hâllerde ve hangi tarihten itibaren ödeneceğini düzenler. Adi hastalık hâlinde, iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla ödenek, geçici iş göremezliğin üçüncü gününden başlamak üzere her gün için verilir.
Buna karşılık iş kazası veya meslek hastalığı hâlinde bekleme süresi yoktur. Bu durumlarda geçici iş göremezlik ödeneği ilk günden itibaren her gün için ödenir. Dolayısıyla adi hastalık raporu ile iş kazası veya meslek hastalığı raporu, SGK ödeneğinin başlangıcı bakımından aynı sonuçları doğurmaz.
Ödeneğin tutarı yönünden aynı maddenin üçüncü fıkrası esas alınır. Buna göre yatarak tedavilerde günlük kazancın yarısı, ayaktan tedavilerde ise üçte ikisi üzerinden ödeme yapılır. Bu çerçevede adi hastalık raporlarında ilk iki gün için SGK tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı, ödeneğin üçüncü günden itibaren işlemeye başladığı kabul edilir.
4857 Sayılı İş Kanunu m. 48/2 Maktu Aylıklı İşçi İçin Ne Anlama Gelir?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 48. maddesinin ikinci fıkrasında, hastalık nedeniyle çalışılmayan günlerde Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin aylık ücretli işçilerin ücretlerinden mahsup edileceği düzenlenmiştir. Hükmün muhatabı açık biçimde aylık ücretli, başka bir ifadeyle maktu aylıklı işçidir.
Bu sistemde işçinin aylığı, rapor sebebiyle fiilen çalışılmayan günler bulunsa bile tam olarak tahakkuk eder. İşveren, mükerrer ödemeyi önlemek amacıyla yalnızca SGK’nın o döneme ilişkin fiilen ödediği geçici iş göremezlik ödeneğini aylık ücretten düşebilir. Ödenek dışında kalan bakiye ücret ise işçiye tam olarak ödenmelidir.
Bu nedenle işveren, SGK ödeneğinden fazlasını işçinin aylık ücretinden mahsup edemez. SGK’nın ödeme yapmadığı bir gün bakımından ise mahsup edilecek herhangi bir tutar da bulunmaz. Adi hastalık raporunun ilk iki günü konusundaki temel sonuç buradan doğar.
Maktu Aylıklı İşçide Raporun İlk İki Günü Ücret Kesintisine Konu Edilebilir mi?
Maktu aylıklı işçi bakımından cevap nettir: Adi hastalık raporunun ilk iki gününde SGK geçici iş göremezlik ödeneği ödemediği için işverenin aylık ücretten mahsup edebileceği bir tutar yoktur. Aylık ücret tam tahakkuk ettiğinden, bu iki günün ücreti maktu aylığın içinde işçide kalır ve fiilen işveren tarafından karşılanmış olur.
Üçüncü gün ve devamında ise SGK ödeneği devreye girer. Bu aşamada işverenin yükümlülüğü, aylık ücret ile SGK tarafından fiilen ödenen geçici iş göremezlik ödeneği arasındaki farkı ödemektir. Böylece işçi aylık gelir seviyesini korurken, SGK ödeneği ölçüsünde mükerrer yararlanma da engellenmiş olur.
Bu sonuç, yalnızca SGK’nın ilk iki gün ödeme yapmamasına bakılarak tersine çevrilemez. Çünkü maktu aylıklı işçide esas olan, aylığın tam tahakkuku ve yalnızca fiilen ödenen SGK ödeneğinin mahsup edilebilmesidir.
Gündelik, Saatlik ve Akort Ücretli İşçilerde Durum Neden Farklıdır?
Rapor ücreti değerlendirmesinde en önemli ayrım, işçinin maktu aylıklı olup olmadığıdır. Gündelik, saatlik veya akort, yani parça başı ücretle çalışan işçide ücret kural olarak fiilî çalışmanın karşılığıdır. Raporlu olunan günde fiilî çalışma bulunmadığından, kural olarak ücret de doğmaz.
Bu nedenle gündelik, saatlik veya akort ücretli işçiler bakımından SGK’nın ödeme yapmadığı ilk iki gün, kural olarak ücretsiz kalır. Ancak iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya yerleşik işyeri uygulaması işçi lehine farklı bir hak tanıyorsa sonuç değişebilir.
Maktu aylıklı işçide ise ücretin aylık ve sabit şekilde tahakkuk etmesi nedeniyle aynı sonuca ulaşılamaz. Bu işçi grubunda işveren, yalnızca SGK tarafından fiilen ödenen geçici iş göremezlik ödeneğini düşebilir; ilk iki gün bakımından düşülebilecek bir SGK ödeneği bulunmadığından ücret kesintisi yapılamaz.
Rapor Süresinde Ücret ve SGK Ödeneği İlişkisi
Maktu aylıklı işçi bakımından ücret ve ödenek ilişkisi, dönemlere göre şu şekilde özetlenebilir:
| Dönem | SGK Ödeneği | İşverenin Yükümlülüğü |
|---|---|---|
| Adi hastalık raporu: 1. ve 2. gün | Ödeme yok | Aylığın tamamı; mahsup edilecek tutar yoktur |
| Adi hastalık raporu: 3. gün ve sonrası | Ayaktan tedavide günlük kazancın 2/3’ü, yatarak tedavide 1/2’si | Aylık ücret ile SGK ödeneği arasındaki fark |
| İş kazası veya meslek hastalığı raporu: 1. günden itibaren | İlk günden itibaren her gün için ödenir | Aylık ücret ile SGK ödeneği arasındaki fark |
Tablonun temel kuralı şudur: İşveren, 4857 sayılı Kanun m. 48/2 uyarınca yalnızca SGK’nın fiilen ödediği geçici iş göremezlik ödeneğini aylık ücretten mahsup edebilir. Ödenek yoksa mahsup da yoktur; ödenek varsa yalnızca bu tutar kadar mahsup yapılabilir.
Yargıtay Kararlarına Göre Maktu Aylıklı İşçinin Rapor Ücreti
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2012/17749, K. 2013/5488 sayılı ve 15.03.2013 tarihli kararında, maktu aylık ücretle çalışan davacının rapor günlerine ilişkin ücretinin kesildiği bir uyuşmazlığı incelemiştir. Daire, SGK ödeneği mahsup edildikten sonra kalan ücretin işveren tarafından ödenmesi gerektiğini; işverenin SGK ödeneğinden fazlasını işçinin aylık ücretinden mahsup edemeyeceğini belirtmiştir.
Bu kararın önemi, 4857 sayılı İş Kanunu m. 48/2’nin iki yönlü amacını açıkça ortaya koymasıdır. Düzenleme hem işçinin aylık gelir düzeyini korumayı hem de işçinin aynı dönem için hem tam ücret hem de SGK ödeneği alarak mükerrer yararlanmasını önlemeyi hedefler.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de E. 2010/33649, K. 2012/41954; E. 2010/2564, K. 2013/2504 ve E. 2012/2531, K. 2014/10090 sayılı kararlarında aynı ilkeyi tekrar etmiştir. Bu kararlarda, işçinin ilgili dönem için ücretini tam alması hâlinde SGK tarafından ödenen ödenek ölçüsünde mükerrer yararlanmanın önlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Konuyu güncelleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2025/6599, K. 2025/8115 sayılı ve 20.10.2025 tarihli oybirliğiyle verilen kararında ise iki önemli tespit öne çıkar. İlk olarak, işçinin maktu ücretli olup olmadığı yalnızca sözleşmedeki sözel nitelendirmeye göre değil; ücret bordroları ve fiilî ödeme pratiğine göre belirlenir. İkinci olarak, SGK tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneği dışında kalan aylık ücretin işverence tam olarak ödenmesi gerekir.
Aynı kararda, ilk derece ve bölge adliye mahkemesinin sözleşmede ücretin maktu olarak tanımlanmadığı ve ücretin fiilî çalışmanın karşılığı olduğu yönündeki gerekçesi isabetli bulunmamıştır. Çünkü bordrolar, işçinin maktu aylıklı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle karar bozulmuştur.
İçtihatlarda Çelişki Var mı?
2012’den 2025’e uzanan dönemde Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin aynı yorum çizgisinde buluştuğu görülmektedir. Maktu aylıklı işçide işverenin yalnızca SGK ödeneğini mahsup edebileceği ve kalan ücreti tam olarak ödemek zorunda olduğu yönündeki ilkeden ayrılan bir içtihat hattı bulunmamaktadır.
Bu nedenle konu, içtihadı birleştirme yoluna taşınmasını gerektiren bir görüş ayrılığı niteliği de taşımamaktadır. Uygulamada belirleyici olan, işçinin gerçekten maktu aylıklı olup olmadığı ve SGK tarafından ilgili dönem için hangi tutarda geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğidir.
Mahsup ilkesinin ters yönden görünümü de Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2014/2973, K. 2015/13994 sayılı kararında karşımıza çıkar. İşverenin tam ücret ödediği, işçinin ayrıca SGK ödeneği aldığı durumlarda işveren, mükerrer ödenen ödenek tutarını işçiden talep edebilir. Bu yaklaşım, maktu aylıklı işçide ücretin korunması ilkesine aykırı değildir; tam tersine mükerrer yararlanmanın önlenmesine ilişkin aynı mantığın tamamlayıcı sonucudur.
Maktu Ücret Nasıl İspatlanır?
Uygulamadaki en kritik eşik, işçinin gerçekten maktu aylık ücretle çalışıp çalışmadığının ispatıdır. Bu noktada yalnızca iş sözleşmesindeki ifade belirleyici değildir. 2025 tarihli Yargıtay kararının da vurguladığı üzere, ücretin niteliği bordrolar ve banka ödeme kayıtları gibi fiilî ödeme düzenini gösteren belgeler üzerinden değerlendirilmelidir.
Her ay sabit, puantaja göre değişmeyen tutarlar üzerinden yapılan ödemeler, maktu ücretin güçlü göstergelerindendir. İşverenin ücret sistemini sözleşmede farklı adlandırması, bordrolar ve ödeme pratiği işçinin maktu aylıklı olduğunu gösteriyorsa tek başına belirleyici olmaz.
Mahsup edilebilecek tutarın belirlenebilmesi için SGK’nın ilgili dönemde fiilen ödediği geçici iş göremezlik ödeneği dökümü de dosyaya getirtilmelidir. İlk iki gün için ödenek sıfır olduğundan mahsup da sıfırdır. Üçüncü gün ve sonrası bakımından ise yalnızca aylık ücret ile SGK ödeneği arasındaki fark gündeme gelir.
Uyuşmazlıkta Hangi Belgeler Önemlidir?
Rapor süresindeki ücret kesintisi uyuşmazlıklarında öncelikle işçinin maktu aylıklı olduğunu ortaya koyan bordrolar ve banka ödeme kayıtları incelenmelidir. Her ay sabit ücret ödendiğini gösteren kayıtlar, ücretin maktu nitelikte olduğunun tespiti bakımından önem taşır.
Bunun yanında, ilgili döneme ilişkin SGK geçici iş göremezlik ödeneği dökümü de hesaplamanın zorunlu unsurudur. Çünkü işverenin mahsup edebileceği tutar, varsayımsal bir miktar değil, SGK’nın fiilen ödediği ödenektir. İlk iki gün ile üçüncü gün ve sonrası ayrı değerlendirilerek fark ücret hesabı yapılmalıdır.
Bu çerçevede ödenmeyen tutar, ücret alacağı olarak talep edilebilir. Ücretin eksik ödenmesine ilişkin şartlar oluşmuşsa, işçi yönünden haklı fesih ve buna bağlı kıdem tazminatı tartışması da gündeme gelebilir.
Sonuç: Maktu Aylıklı İşçi Raporun İlk İki Günü Ücret Alabilir mi?
Maktu, yani aylık ücretle çalışan işçi hakkında adi hastalık raporu düzenlendiğinde sonuç açıktır: İşveren, raporun ilk iki gününe ilişkin ücreti ödemek zorundadır. Çünkü bu günlerde SGK ödeme yapmadığından, işverenin aylık ücretten mahsup edebileceği bir tutar bulunmaz.
Raporun üçüncü günü ve devamında ise SGK geçici iş göremezlik ödeneği devreye girer. İşveren bu ödeneği aylık ücretten mahsup edebilir; ancak ödenek dışında kalan bakiyeyi işçiye tam olarak ödemekle yükümlüdür. Bu yükümlülük doğrudan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 48/2. maddesinden kaynaklandığı için toplu iş sözleşmesinin bulunmaması sonucu değiştirmez.
Kısaca, maktu aylıklı işçide rapor süresindeki ücret hesabı, toplam ücretin keyfî biçimde kesilmesiyle değil, SGK’nın fiilen ödediği geçici iş göremezlik ödeneğinin doğru şekilde mahsup edilmesiyle yapılmalıdır. Yargıtay’ın 2012’den 2025’e kadar istikrar kazanan içtihadı da bu sonucu teyit etmektedir.
Maktu Aylıklı İşçinin Rapor Ücreti Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
İşveren raporun ilk iki gününü ödemek zorunda mı?
SGK ödeneği aylık ücretten tamamen düşülebilir mi?
Gündelik veya saatlik ücretli işçilerde ilk iki gün aynı şekilde mi değerlendirilir?
Maktu ücret nasıl ispatlanır?
UYARI
Bu yazı, maktu aylıklı işçinin rapor ücreti, geçici iş göremezlik ödeneği ve raporlu günlerin ücret kesintisi hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olayın koşulları farklılık gösterebilir. Burada yer alan bilgiler, hukuki danışmanlık hizmeti niteliği taşımaz. Hak kaybı yaşamamak için uzman bir avukattan profesyonel destek almanız tavsiye edilir. Yazıdaki bilgilerde zaman içinde yasal değişiklikler meydana gelebileceğinden, güncelliği ayrıca kontrol edilmelidir. Yazımız hakkındaki soru ve görüşleriniz için iletişim sayfamızdaki kanallardan ya da sohbet butonundan bize ulaşabilirsiniz.


